Karabük Haber Gazetesi

Derdim Avrupa Değil

Mutluluk nedir size göre? Yeni bir kıyafet almak mı? Ya da yeni bir ev? Son model telefon, arabayı değiştirmek? Hayır, bunlar en fazla 2 bilemedin 3 ay sizi mutlu eder. Bana göre mutluluk; bireyin kendi içerisinde barındırmış olduğu manevi histir. Kişi ya hep mutludur hayatı boyunca ya da hep mutsuz. Hastalıklı bir bireyi düşünün kansere […]

Derdim Avrupa Değil
24 Temmuz 2017 - 12:36 'de eklendi.

Mutluluk nedir size göre? Yeni bir kıyafet almak mı? Ya da yeni bir ev? Son model telefon, arabayı değiştirmek? Hayır, bunlar en fazla 2 bilemedin 3 ay sizi mutlu eder. Bana göre mutluluk; bireyin kendi içerisinde barındırmış olduğu manevi histir. Kişi ya hep mutludur hayatı boyunca ya da hep mutsuz. Hastalıklı bir bireyi düşünün kansere yakalanmış, bu duruma alışıyor, kendisini ruhsal olarak zaten mutlu hissediyor, aynı şekilde hayatına devam ediyor. Arabasını yenileyen vatandaşımıza bakın kendisini sürekli mutsuz hissediyor ve arabayı yenilemek onu çok da mutlu etmiyor.
Peki savaş ve barış dediğimde aklınızda uçuşan cümleler hangileri? Bana her iki kelimenin tanımını kolaylıkla yapabilirsiniz, öyle değil mi? Belki bir sayfa yazarsınız ya da toplumca kabullenmiş örneklerini sayar geçersiniz. Peki ben bunu sizlere hikaye olarak sunsam, okusanız, anlasanız ve paylaşsanız daha akılda kalıcı olmaz mı?
İşte sanatın önemi burada karşımıza çıkıyor.
Avrupa 19.yüzyılı çok uzun yaşamış. Cadı avladığı, kanalizasyon sorunlarıyla ilgilendiği dönemleri arkasında bırakarak geleceğe müthiş bir ışık yakmış. Bunu nasıl başarmış diye soracaksınız. Elbette ki edebiyatla. Dante ile, Victor Hugo ile, Stendal ile Dickens ile.
Dickens romanlarında bir insanın dünya için umut vadeden bir birey olduğunun üzerinde durmuş yıllarca. Yazdığı hikayeleri de halk okumuş. Bir insan değişmiş ve dünya değişmiş.
Peki biz onların korna çalmayan arabalarına, insana olan saygılarına, bireylerine olan bağlılık ve korumacılığına neden bu kadar hayranız? Neden Avrupalı olabilmek için bu kadar uğraş veriyoruz?
Şöyle açıklayayım, kendi edebiyatımıza uzak kalarak, okumayarak, tek bir alana bağlı kalarak (siyaset ve din), kendi vatandaşlarımızı ülkemizde misafir sayarak…
Oysa ki Dünyada hepimiz misafiriz, fakat ben Türkiye’de yatılı misafirim ve evimdeymiş gibi hissetmek istiyorum.
Alevi komşumun yaptığı ibadete sonsuz saygı göstermek istiyorum. O da istediği gibi müziğini dinlesin, kitabını okusun, ibadetini yapsın istiyorum. Okumak yasaklanmasın, sanatçı üreten, sanatı destekleyen okullar açılsın (yakılmasın) istiyorum. Türkiye cumhuriyetinin kadın vatandaşıyım, ben nasıl erkek vatandaşa saygı gösteriyorsam, onunda aynı tutumla önce bana daha sonra sarf ettiğim emeğe saygı göstermesini istiyorum.
Artık sosyal medyada hayvan hakları ile ilgili paylaşımlar yapmak istemiyorum bunu her birey bilsin, hergün yediği yemek gibi alışkanlık haline getirsin istiyorum. Çimlere basmayın en önemlisi yerlere çöp atmayın yazılarını gördüğümde utanmak istemiyorum. Vatandaşın yapması gerekeni bilmesini ve uygulamasını istiyorum…
Her olan olayda bunun suçlusu kim? Çözümü nerede? Nasıl bu hale geldik? Gibi soruları yöneltmek yerine, barış kelimesinin ülkemizde yaşamakta olan her vatandaşın zihninde kalıcı yer edinmesini istiyorum.
Futbola olan bağlılığın, ve anlatımın aynı heyecan ile sanata ulaştırılması taraftarıyım.
Evvela zihnimizdeki zehirlenmeden kurtulup, güzel olana erişmemiz gerekiyor.
Bana göre güzellik; sanattır ve siyaset gibi yalan bir olgu içerisinde sanat, yorumlanmaya ve sürdürülmeye kapalı hale gelmektedir. Buna sebep Dostoyevski’nin de dediği gibi; ‘’Dünyayı güzellik kurtaracak; bütün insanlığı. Sevmek ile başlayacak herşey’’. Öncelikle kendi yumuşak gücümüze sahip çıkalım, onu sevelim. Sinemaya, mimariye, tiyatroya, sanatçıya, yazara gereken desteği verelim.
Benim derdim kesinlikle Avrupa değil.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER
karabük haber